15 Mart 2013 Cuma

EFSANELER GEÇİDİ – IL FENOMENO



Ronaldo-9
 Ronaldo Luís Nazário de Lima, kısaca Ronaldo…
22 Eylül 1976’da Bento Ribeiro, Rio de Janeiro’da doğan bir yıldız olan bu futbolcu futbolseverler için bir besin kaynağı. Tüm yaşadığı sorunlara rağmen onu zirvedeyken izleyenler ve sevenler çok şanslı. Ailesi Nélio Nazário de Lima ve Sônia dos Santos Barata ‘nın o daha 11 yaşında iken boşanmalarından hemen sonra okulu bırakıp futbol kariyerine yelken açmıştır. Brezilya’daki herkes gibi o da futbola sokaklarda başladı. 12 yaşında semtin futbol takımı Social Ramos Club’da ilk kez forma giyen Ronaldo 1982’de takımının ezeli rakibi Pico dela Mirandona’ya ilk golünü kaydetti. Fakat bu görkemli kariyerin ilk yıllarında ona en büyük engel annesi Sonia oldu. Çünkü kendisini okula vermesini ve bir zamanlar babasının yaptığı gibi kenar mahallelerde top koşturmasını istemedi. Ronaldo’nun bir diğer hobisi de tenis olması sebebiyle annesi okuyup iş adamı olmasını, hobi olarak da tenis oynamasını hayal ediyordu küçük Ronaldo için. Ama ne ailesi ne de arkadaşları onun bir zaman sonra ” O Fenómeno” olarak anılacağını tahmin edemezdi. Batıl inançlara da sahip olan Ronaldo sofrada iken tuz isteyene bile kavga etmemek için tuz uzatmazdı. Her fırsatta televizyonu açıp Michael Jordan’ı ve Pete Sampras’ı izleyen bu çocuk kapı önünde başlayan futbol hayatının ilerleyen yıllarda ne boyuta varacağını tahmin edebilirmiydi ? 1990 yılında yetenek avcıları Reinaldo Pitta ve Alexandre Martins ‘in keşfi ile Ronaldo semt takımı Social Ramos Club’dan São Cristóvão ‘ya transfer olmuştur. Daha sonra Brezilya’nın ünlü eski milli futbolcusu Jairzinho tarafından keşfedilerek Brezilya Genç Takımına ve ardından Jairzinho’nun da eski kulübü olan Cruzeiro’ya Ronaldo’yu önermiş ve Cruzeiro altyapısına kazandırılmıştır. Cruzeiro’da oynadığı ilk ve tek yılında toplamda 34 maçta 34 gol atıp bitiricilik yeteneğini takımı adına konuşturan Ronaldo, takımına tarihindeki ilk Brezilya kupasını (Copa Do Brasil)  14 maçta 12 gol atarak getirdi.
Brezilya U17 milli takımında 57 maça çıkan Ronaldo 59 gole imzasını atarak hem Jairzinho’yu utandırmadı hem de büyük bir yıldız olacağının sinyallerini verdi. 17 yaşında iken Carlos Alberto Parreira’nın dikkatini çekip Brezilya Milli Takımı’na dahil edilerek 1994 Amerika Dünya Kupası’nda her ne kadar Romario ve Bebeto’nun gölgesinde kalıp forma şansı bulamasa da şampiyon olan Brezilya’nın kadrosunda yer aldı. 1994 Dünya Kupası sırasında Ronaldâo ile isim karışıklığını gidermek amacı ile arkadaşları tarafından Ronaldinho (küçük Ronaldo)  lakabı takıldı.
Beklenildiği üzere Ronaldo, Dünya Kupası’ndan sonra Avrupalı takımların dikkatini çekti. PSV Eindhoven takımının gözlemcisi olan Piet de Visser “Romario’yu da gözlemlediği gibi” Ronaldo’yu gözlemlemesinden sonra takımına önerdi. Abisi olarak gördüğü Romario’nun da tavsiyesini dinleyerek, kendisine örnek olarak onun kariyerini alan Ronaldo, adım adım ilerlediği kariyerinin en önemli adımını attı ve Hollandalı ekip PSV Eindhoven’a 6 Milyon Dolar karşılığı transfer oldu. Hollanda’daki ilk sezonunda 30 gole imza atan Ronaldo ikinci yılında ise bir diz sakatlığı yaşaması sebebi ile fazla forma giyememesine rağmen yine de 13 maçta 12 gol başarısını gösterdi. Hollandalı ekip ile Hollanda Kupası’nı 1996′da kaldıran Ronaldo, 1995′te Eredivisie gol kralı oldu.
Toplamda 46 maçta 42 gol atan Ronaldo’nun bu büyülü kariyeri devam ederken Inter Milan ve Barcelona’nın dikkatini çekmeyi başardı. Fakat rekor bir ücret olan 17 Milyon Dolar ile gülen taraf Barcelona oldu. Barcelona’da 1 yıl kalan Ronaldo, 1995-1996 sezonunda 49 maçta 47 gol atarak maç başına gol istatistiğini devam ettirdi. Kupa Galipleri Kupası’nda finalde attığı galibiyet golü ile Katalan ekibine Copa del Rey ve Supercopa de España ile birlikte Kupa Galipleri Kupası’nı da getirdi. Aynı zamanda 37 maçta 34 gol ile La Liga gol krallığını da kazandı. Henüz 20 yaşında iken 1996 yılında FIFA World Player Of The Year (Dünyada Yılın  Futbolcusu) ödülünü alan en genç futbolcu oldu. Aynı yılda Ballon d’Or (Avrupa’da Yılın Futbolcusu) ödülünü 1 puan ile Dortmund forması giyen Matthias Sammer’e kaptırıp ikinci oldu.
Kontrat yenileme sorunları sebebi ile Barcelona’daki macerası kısa sürdü. 1997 yazında Inter, Ronaldo’nun kulüpteki mutsuzluğundan cesaret alarak o dönemin dünya rekoru olan 19 Milyon Pound’u ödeyerek renklerine bağladı. Beklenildiği gibi bilindik performansını Inter’de de devam ettirip bu sefer UEFA kupası finalinde takımının üçüncü golünü attı. İtalyan oyun sistemine daha ilk sezonunda ayak uyduran Ronaldo kendisini tam bir forvet olma yolunda geliştirdi. İlk yılında gol krallığında ikinci sırada yer almasına rağmen asist yapmaya başladı, takımının ilk penaltı atıcısı oldu, frikik kullanmaya ve gol atmaya başladı ve sene sonunda da kaptanlığı aldı. Derby della Madonnina’da Milan’a karşı bir çok gol attı. İkinci kez FIFA World Player Of The Year (Dünyada Yılın Futbolcusu) ödülünü aldı ve bu sefer Ballon d’Or (Avrupa’da Yılın Futbolcusu) ödülünü de kapmayı bildi.
1996 ve 1997 yıllarında yılın oyuncusu seçilmesinden sonra herkesin gözlerinin Ronaldo’nun üzerinde olduğu bir Dünya Kupası macerasıydı Fransa 1998 Dünya Kupası ve kupa boyunca 4 gol, 3 asist yaparak her ne kadar kendisinden bekleneni verememiş olsa da ortalamanın üstünde bir performans sergiledi. Ronaldo finalden önceki akşam bir epilepsi krizi geçirdi. Kendini aşırı yorma ve stresten dolayı belki de Ronaldo geçirmişti bu krizi. O gece hastaneye kaldırılan Ronaldo’da bütün tetkiklerden sonra hiçbir soruna rastlanmadı. Ronaldo maçtan 72 dakika önce teknik direktör Mario Zagallo tarafından kadrodan çıkarıldı. Ama Ronaldo oynamak aşkıyla yanıp tutuşuyordu ve oynama ısrarını Zagallo’ya bildirmesiyle tekrar kadroya dahil edildi. Maç sırasında vasat bir performans sergileyen Ronaldo, Fransa kalecisi Fabien Barthez ile çarpışması sonucu sakatlandı. Brezilya finalde ev sahibine 3-0 mağlup olup kupayı kaptırdı. Maçtan sonra Birmingham Üniversitesi nöroloji profesörü Adrian Williams, Ronaldo’nun final maçına çıkmak ile hata yaptığını, epilepsi nöbetinin fiziksel etkilerinin atlatabilmesi için 24 saat dinlenmesi gerektiğini söylemişti fakat Ronaldo kriz’den 4-5 saat sonra final maçına çıkmıştı. Ronaldo’nun  final maçına çıkmasına sponsoru Nike’ın zorladığı da ortaya atılan iddialardan biriydi. 1998 Dünya Kupasından sonra 1998 Fifa World Player of the Year (FIFA Dünya’da Yılın Oyuncusu) ikincisi oldu ve Ballon d’Or (Avrupa’da Yılın Futbolcusu) ödülünde de üçüncü oldu.
Dünya Kupası’ndan döndükten sonra Inter ile parlamaya devam ediyordu ta ki 21 Kasım 1999 gününe kadar. O akşam Lecce karşısında bir diz sakatlığı yaşayan Ronaldo uzun bir süre sahalardan uzak kalacaktı. Aylarca antrenman dahi yapamayan Ronaldo için özel kum havuzları hazırlandı. Ronaldo’yu geri döndürmek için çok çaba sarfedildi. 12 Nisan 2000 günü Lazio karşısında sahalara dönecekti fakat sadece 7 dakika sahada kalabildi ve dizinden olan sakatlığı tekrar nüksederek yere yığıldı. Çoğu futbolseverin onun Lazio maçında yere yığılıp kıvranmasını hafızalardan çıkaramayacağı bir gün olmuştu. Ronaldo 2 ameliyat ve 20 aylık bir iyileşme sürecinden sonra 2002 FIFA Dünya Kupası’na yetiştirilmişti. 2 yıl sahalardan uzak geçiren Brezilyalı yıldız Inter ile 10 maça çıkıp 7 gol atabilmişti. Ardından Ronaldo Dünya Kupası’nın yolunu tuttu fakat herkesin aklında bir soru işareti vardı hala.  Futbol hayatının bitmiş olabileceğini düşünüyorlardı, ki zaten Inter’deki hayatının bittiği bir gerçekti. Sakatlıklar sebebiyle son 5 yılda 2.5 yıl oynayıp 91 maçta 62 golle tamamlamıştı Inter macerasını. Bir Ronaldo istatistiklerine göre en kötü istatistiklerine sahip olduğu yıllardı Inter yılları.
Brezilya’nın beşinci defa kupayı müzesine götürdüğü kupada Ronaldo Türkiye’ye 1, Kosta Rika’ya 2 ve Çin’e 1 gol atarak 4 golle bitirmişti grup maçlarını. Ardından Belçika’ya 1 gol, yarı finalde Türkiye’ye 1 gol, finalde ise Almanya’ya 2 gol atarak kupayı 8 gol 6 asist ile tamamlamıştı Brezilyalı yıldız. Tarih 2002 Dünya Kupası’nı elbette yazacak ve onun baş kahramanı Ronaldo olacaktı. 2002 Dünya Kupası’nın Altın Ayakkabı ödülü de hiç kuşkusuz Ronaldo’nun olmuştu. Aynı zamanda buradaki başarısı ona 3. kere FIFA Dünyada Yılın Futbolcusu ödülünü getirdi.
Ronaldo 3. kere Dünya’da Yılın Futbolcusu ödülünü aldıktan sonra, Inter’den Real Madrid’e 27milyon Pound gibi çok yüksek  bir fiyatatransfer oldu. Bu transfer ile Figo ve Zidane’dan sonra Real Madrid’e getirilen 3. Galactico olmuştu Brezilyalı yıldız. Real Madrid’in politikası işe yaradı ve ününü Dünya çapında daha da arttırdı. Ronaldo formaları dünyanın dört bir tarafında kırmadık rekor bırakmadı. Ronaldo reklam kampanyasındaki başarısını Ekim 2002′ye kadar sakat olması sebebi ile sahada gösteremedi. Il Fenomeno’nun yedek kulübesinde oturması bile taraftarın her maçta ona özel tezahürat yapmasına engel olamadı.
Real Madrid ile çıktığı ilk maçında iki gole imzasını atan Ronaldo, Santiago Bernabéu’da ayakta alkışlandı. Ronaldo yine o bildiğimiz tarzıyla sahadaydı. Çalımları, hızı ve şutları hala eskisi gibiydi. Yarım bıraktığı işe kaldığı yerden devam edeceğini kanıtlamıştı. Henüz 19 yaşındayken yaklaşık 40 metre top sürerek kendine has arka arka arkaya 4 çalımıyla attığı golü ile La Liga’da hatırlanan Ronaldo 8 yıl sonra aynı şekilde geri dönmüştü. Topla inanılmaz bir patlayıcı güç. Real Madrid ile ilk sezonunda 23 gol atan Ronaldo, 2002 Intercontinental Cup (Kıtalararası Kupa), La Liga şampiyonluğu ve İspanya Süper Kupa’sını kaldırmıştı. Real Madrid ile Şampiyonlar Ligi çeyrek finali’nin ikinci ayağında Old Trafford’da Manchester United’a karşı hat trick yapan Ronaldo 80. dakikada oyundan alınmış ve her iki takımın taraftarları tarafından ayakta alkışlanmıştı. İlk sezonunda Real Madrid’de 44 maçta 30 gole imza attı. 2003-2004 sezonunda da başarılı bir grafik çizen Ronaldo 48 maçta 31 gol ile gol krallığına ulaşıp Pichichi ödülü’nü aldı. Fakat o sezon ligin son döneminde sakatlanmasıyla takımının Copa Del Rey’i finalde kaybetmesine, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finalde elenmesine, ligde kötü gidişatın başlamasına neden olup Real Madrid lig şampiyonluğunu kazanamamıştır. Daha sonra 2004-2005 sezonunda Real Madrid formasıyla 45 maçta 24 gol attı ve 2005-2006 sezonunda 27 maçta 15 gol attı. 2006 yılında Ruud Van Nistelrooy’un gelmesi ile ikinci plana düşmeye başladı. Son sezonu olan 2006-2007 yılında dizinden sakatlanarak sezonu sadece 7 maç ile kapatan Ronaldo 3 gole imza atabilmişti. Kilo problemleri ve sakatlıkları sebebi ile teknik direktör Fabio Capello’nun gözünden de iyice düştü.
2006 Almanya Dünya Kupası’nın kadrosundaydı Ronaldo. Fakat yine eleştirilerin odağındaydı. Herkes şişmanlığından, yavaşlığından hayıflanıyordu. Grup maçlarının ilk iki maçında gol atamayınca bu eleştiriler artmıştı. Fakat teknik direktör Carlos Alberto Parreira ona güveniyordu ve üçüncü maçta yine ilk 11′de sahaya sürdü. Japonya karşısında 2 gol attı Brezilyayı yıldız ve bu gollerle üç farklı Dünya kupasında da gol atan 20. kişi olmuştu. Aynı zamanda tüm zamanların Dünya Kupası’nda en çok gol atan Gerd Müller ile aynı sayıya ulaşmıştı 14. golünü atarak. Son 16′da da Ghana’ya karşı Dünya Kupaları’ndaki 15. golünü atarak Müller’in rekoru geçmişti artık. Ve Ronaldo Klinsmann’dan sonra ikinci futbolcu olmuştu ki her üç Dünya Kupası’nda da en az 3 golü bulunan. Daha sonra Brezilya çeyrek finalde Fransa’ya 1-0 elenmişti Dünya Kupası’nda.
18 Ocak 2007 tarihinde Ronaldo 8.05 milyon Euro ‘ya Milan ile anlaştığı yazılmıştı basında. 25 Ocak günü Milano’ya gelip takımın maçını izledi ardından 26 Ocak’ta sağlık kontrollerini tamamladı. 30 Ocak günü ise imzasını atmıştı 99 numaralı Milan formasıyla. İlk 11′de başladığı ilk maçta Siena’ya karşı 2 gol atıp üçüncü golün de asistini yaptı Brezilyalı yıldız. 14 maçta 7 gole imzasını atmıştı ligin ikinci yarısında geldiği Milan’da.  Ronaldo Derby della Madonnina’da iki taraf içinde gol atan iki oyuncudan biri olmuştu. Hem Inter’deyken Milan’a gol atmış hem de Milan’dayken Inter’e gol atmıştı. Hala bitmemiş hala bir yerlere imzasını bırakıyordu Ronaldo. Tekrar sakatlık ve kilo problemleri ile boğuşan Ronaldo ikinci sezonunda Milan’da 6 maç sahaya çıkabildi ve 2 gol kaydedebildi. Yine sakatlıklarla uğraşmaya başlayınca Milan tarafından serbest bırakıldı.
Ronaldo sakatlıklardan bir türlü kurtulamıyordu fakat o hala çalışmaya devam ediyordu. Hala futbol oynamak istiyordu. Flamengo ile antrenmanlara çıkıyordu ve kendini zinde tutmaya çalışıyordu. Ardından Corinthians 9 Aralık 2009 günü 1 yıllığını ezeli rakibi Flamengo’dan transfer etmişti Ronaldo’yu.  Bu transfer Brezilya basınında büyük sükse yarattı. Fakat Ronaldo Flamengo’yu sevdiğini ve  her zaman savunacağını söyledi. Ronaldo Corinthians ile ilk maçına 4 Mart 2009 gününde çıktı. 2009 yılında Ronaldo Corinthians ile 30 maçta 20 gole imza attı. Corinthians’a Campeonato Paulista (Paulista Ligi) kupasını 14 maçta 10 gol atarak getirdi. Ayrıca Ronaldo takımının Internacional’e karşı galibiyetinde yardımcı olup kariyerinin ikinci Brezilya kupasını kaldırdı.  Ardından Corinthians ile 1 yıl daha kontratını uzatan Ronaldo senenin sonunda da emekli olabileceğini bildirdi.  Şubat 2011′de Corinthians’ın Copa Libertadores’de Deportes Tolima tarafından elenmesi sonucunda, vücudunun artık yorgun düştüğünü, hala futbol oynamak istediğini fakat vücudunun izin vermediğini belirterek gözyaşları içerisinde emekliliğini açıkladı.
“It’s very hard to leave something that made me so happy. Mentally I wanted to continue but I have to acknowledge that I lost to my body,”
Şubat 2011′de Brezilya milli takımı ile beş yıl aradan sonra son bir maça çıkacağı duyuruldu. 7 Haziran 2011′de Sâo Paulo’da Romanya ile yapılacak bir hazırlık maçında Ronaldo 15 dakika forma giydi ve maçın tek golünü Fred kaydetti. Fred gol sevincini ise Ronaldo’nun ünlü parmak sallama hareketi ile noktaladı. Maçtan sonra ise Ronaldo sahada bir konuşma yaptı.
13 Aralık 2011′de ise Zidane , Ronaldo ve eski yıldızlar bir bağış maçı düzenlediler. Şu anda ise Ronaldo 2005 yılından beri Brezilyalı motor sporları efsanesi Emerson Fittipaldi ile birlikte sahibi olduğu A1 Team Brazil ile ilgileniyor.

Pele: “Muhteşem. Ama önce Dünya Kupası’nı kaldırsın, sonra benimle kıyaslamaya başlarız.” Dünya Kupası’nı kazandıktan sonra: “Değişmediğini ve hala aynı hırs ve istekle oynadığını görmek çok güzel, ailesine önem veriyor ve akıllı biri. Ne kadar çok savunsanız da sizi geçecek bir yol bulabiliyor. Brezilya’da O’nun 1 numaralı hayranı benim ama yinede benimle, O’nu kıyaslamayın.”
Crujiff: “O’nu kimseyle kıyaslamayın. Tek ihtiyacı olan kendisi olması.”
Crujiff: “Ona bir metrekare çim ve bir de top verin neden dünyanın en iyisi olduğunu size göstersin.”
Romario: “Fransa 98’de daha iyi tanıdım. O’nunla birlikte her şeyi kazanabilirsiniz.”
Zidane: “O benim idolüm.”
Capello: “Adı üzerinde O bir fenomen,büyük maçlarda büyük biri olmasını biliyor.”
Jairzinho: “Bir takım topu O’nun iki ayağının arasına atabilirse %50 golü atmış sayılır.”
Giovanni: “Dünya’nın en iyi golcüsü buna şüphe yok. Her zaman gülmesini biliyor ve başına gelen terslikleri atlatmayı başarıyor.”
Bobby Robson: “Ronaldo gibi bir futbolcuyu bulamazsınız. Sansasyonel bir futbolcu ne zaman ne yapması gerektiğini de biliyor.”
Linekar: “Ronaldo’nun topla olan hızı hayatım boyunca denediğim ama yapamadığım bir şey oldu.”
Cesar Gomez: “O’nu marke etmek hayatta yaptığım en belalı iş oldu. Maç bittiğinde 500 dakika sahada kaldığımı zannettim.”
Zubizarreta: “Bu adam her pozisyonu gol pozisyonuna dönüştürebiliyor.”
Raul: “Ronaldo’dan öğrenmeye çalışıyorum. Patlayıcı bir güç ve bir anda peşindekilerden kurtulabiliyor. Çok basit O’nun seviyesinden çok uzağım.”
Shearer: “Ronaldo etrafta görebileceğiniz en iyi futbolcu. Daha neler başarabileceğini sadece Tanrı bilir.”
Jose Mourinho: “Gözlerimin gördüğü en iyi futbolcu.”
Gianluigi Buffon: “Bana göre dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu.”
Massimo Moratti: “Ronaldo tüm zamanların en iyisi olabilir.”
Christian Vieri: “Ronaldo gibi bir futbolcuyu bir daha izleyemezsiniz.”
Giovanni Trapattoni: “Dünya’nın en iyi golcüsü buna şüphe yok. Her zaman gülmesini biliyor ve başına gelen terslikleri atlatmayı başarıyor.”
Zlatan Ibrahimovic: “Barcelona tarihinin en iyi futbolcusu Ronaldo’dur.”
“Futbolu bilenler ; bir dönem sağ dizinin kurbanı olan Ronaldo’nun sakatlıklarla boğuşmadığı bir kariyeri olsaydı adının bugün Mars da dahi bileneceğine inanır.”
“Messi’yi anarken tarih yanına Xavi ve İniesta’yı yazar, ama Ronaldo’nun yanına en fazla isminin devamı, ‘Luis Nazario de Lima’ yazılır, kalır.”
“Futbolun tanrısı, futbolu ve bizleri yetim bırakmıştır dünya futbolu ve bizler seni asla unutmayız El Fenomeno..”
“Dünya futboluna fazla geldiği için tanrının onu sakatlıklarla durdurduğunu düşündüğüm futbolcu.”
“O sakatlıklar olmasaydı, istatistikler filan kalmamıştı şu dünyada. Hepsinin ilk sırasında kendisi yer alıyor olurdu.”

29 Aralık 2011 Perşembe

Ben insandan anlamıyormuşum

Ve işte bitti.. Bugün 28 Aralık Çarşamba. Bir başka deyişle bugün geçmişe dair herşeyi sildiğim, bitirdiğim gün. Zamanında çok sevmeme rağmen sırf başka biriyle yakınlaştı, samimi şeyler yaşadı diye ayrıldığım ve beş aydır yine çok sevmeme rağmen (herşeye rağmen) kendime sindiremediğim, yediremediğim, o yaptıkları yüzünden suratına bakmadığım kızı bitirdiğim gün bugün. Bugün arkadaşımın da verdiği gazla "sosyal paylaşım sitesi" facebook'unun şifresini kırıp sevgilisiyle yazışmalarını gördüğüm gün. Evet kaynar sular başımdan aşağı döküldü. Evet görünce çöktüm, dünya başıma yıkıldı. Ama bugün anladım eğriyi doğruyu, yapmam gerekeni, geçmişe sırtımı dönmem gerektiğini.. Bugün anladım "her ne kadar kendi kendime olsa da" hala onu sevip onu beklememem gerektiğini. Şubat 2008 de başlayan aşk görünümlü bir masalın aslında 2011'in ağustos'unda bittiğini ben bugün anladım..bugün anlayabildim.
Meğer ben kabataslak olan değişimlerini biliyormuşum. Meğer benimle iken olmayıp da bensizken olan değişimler Iceberg'in sadece görünen yüzüymüş. Meğer yıllardır sevdiğim o kızı görmek istediğim gibi görmüşüm. Tanıyıp sevdiğim kız, yaz aylarında tartışıp resti çekmemin ardından kendini başkalarının kollarına atan o tanıyıp sevdiğim kız bu değildi. Ben böyle bir kız tanımamıştım. Ya insanları tanıyamıyorum ya da insanlar iyi bir birey olmaktan kötülüğe çok çabuk geçişler yapıyorlar.
Dört sene boyunca kurulan hayaller, söylenen sözler, yaşanan aşklar ve tüm yaşanmışlıkları artık başkasıyla yaşıyordu ve ben bunu bugün kendi hesabına girip oğrendim. Allah bana bunu görmemi nasip ettiği için çok sevinçliyim aslında çünkü aksi takdirde ben salak gibi hala onu takip ediyor ondan gelen haberleri dinliyor ve onun attığı mesajlara cevap veriyor olacaktım. Gerçekliğin dışında kalmış sahte bir hayal ile daha belki de kac ayımı yakacaktım. Hata yapmışım ama insanız hepimiz. Hata yapmadan doğruyu yanlışı ayırt edemeyiz.
Geçenlerde aynı mekanda olduğumuzu söylemek için mesaj atmıştı. Ben kiminle gittiginden habersiz bana anlattığı "gözlerim seni aradi. Etrafıma bakındım" mesajlarını okuyordum. Hiçbirşeyden haberim yoktu ve bu tesadüfün üzerine konuşuyorduk. "İyi ki karşılaşmamışız" dedim ona olup bitenden habersiz ama içime birşeyler doğmuşçasına. Şimdi ise geldiğim nokta ne nefret ne sevgi ne kızgınlık ne üzüntü ne de hayatımda, kalbimde bir yer.
Bu kadar olaylardan yaşananlardan sonra tek denilecek bir şey var ise ben demek ki insandan anlamıyormuşum.

31 Ağustos 2011 Çarşamba

Evli Biriyle Beraber Olmak

  Peşinen söylemem gerekirse midemi bulandıran bir durumdur evli biriyle birlikte olmak. Çok afedersiniz ama benim gözümde adilikten başka bir şey değildir. Cinsiyetin ne olduğu fark etmez, ha erkek ha kadın kim yaparsa yapsın. 
  Önce evli olup da karısını veya kocasını aldatana gelelim...Sadakat insan olmanın en temel kurallarından biridir. Bu sebeple insan bile olamamış bu varlık ailesini çoluğunu çocuğunu düşünmeyip kendi hissiyatı ve zevkleri uğruna her şeyi bir kalemle çizmeye yeltenmiş olur. Kişi neden aldatır ? Maymun iştahlı olduğu için, etrafında aklını çelecek insanlar olduğu için, eşinin kendisine yetmemesi sebebiyle, eşinde aradığını bulamadığı için, kendisine kuyruk sallandığı için. Aldatanın biraz haysiyeti biraz onuru biraz kişiliği kalmış olsa böyle bir şeye yeltenmezdi. Fakat artık o kişinin kendisine hayrı kalmadığından dolayı aldatana ancak acınılır. Çünkü aldatan bir daha asla mutlu olamaz. Genelde çevremizdeki yorumlara bakarsan aldatan kişi kadınsa bir sebebi vardır denir. Hatta aldatan kadınlara yönelik forumlar bile mevcut. Ben ise diyorum ki ne sebebi olursa olsun hiç kimse aldatmamalı. Biliyorum bu konuda çok katıyım ama karısını veya kocasını aldatan kişi benim arkadaşım bile olamaz. Aynı masada bile oturmam o insan müsveddesiyle. Ben bana dokunmayan yılan bin yaşasın deyip de bana ne aldattıysa kendi karısını/kocasını aldattı diyemem. Aldatmak yanlış olduğu kadar erkek fizyolojisine zevk kadın psikolojisine ego veren bir unsurdur. Bol adrenalindir, erkek için; rakipler olmasına rağmen o benim oldu, kadınlar için; bende hala iş var 'dır.
  Gel gelelim evli biriyle birlikte olan kadına / erkeğe. Dünyada o kadar karşı cinsten ilişkiye uygun insan varken gidip de sorumluluğu olan çoluğu çocuğu olan birine yamanmak niye ? Bu insan müsveddeleri kadar karakteri yerlerde gezen kimse yoktur kanımca. Bunu yapabilmek "kendisi düşünmüyorsa ben neden onun ailesini düşüneyim ki" diyecek kadar umursamaz ve şerefsiz olabilmektir. Kadını da erkeği de beş para etmez. Evet toplumumuzda o kadına orospu denir ve sonuna kadar da haklıdırlar. Ama benim gözümde aynı derecede düşüklüğe sahip erkeğe de şerefsiz denir haysiyetsiz denir. 
 Ki düşünün ben sırf yazı yazarken bile bu konuda bu şekilde parlayabiliyor isem gerçeğine şahit olsam neler neler olur. Ben etrafımda da bunları yapabilecek adam istemem. Ben iki arkadaşa sahip olurum ama adam gibi adam arkadaşlarım olur bu bana yeter. İnsanda haysiyet, onur, şeref, utanç, karakter olmazsa o insanın ne sana ne bana hayrı yoktur. Bırak onu kendisini bile mutlu edemez o kişi. Buna müslümanı hristiyanı musevisi ateisti deisti hiç biri tahammül edemez. Her dinde her dilde her ırkta her ülkede bu şerefsizliktir. Allahın sizin karşınıza böyle insanlar böyle karaktersiz arkadaşlıklar çıkarmaması dileğiyle...

30 Ağustos 2011 Salı

İmanlılık Dönemleri

  Bir "Ramazan Müslümanlığı"nın daha sonuna geldik. Yine aramızdaki en alkolikler, en kumarbazlar, en zaniler (zina yapan kimse) bir aylığına rahibelerden daha aziz kesildiler başımıza. Üstelik bir de oruç tutmayanlar hakkında en ağır eleştirileri yaptılar, kınadılar çok hakları varmış gibi. E adama demezler mi seni yaradanı mı kandırdığını zannediyorsun diye. Ne olacak sanıyorlar ki o korktukları hesap gününde ? Sen Allah için hiç bir şey yapmamışsın üstelik içki kumar vs haram ne varsa yapmışsın dediklerinde "e ama oruç tuttum" diyip yırtacaklarını mı sanıyorlar. Yılda sadece bir ay dinini hatırlayıp geri kalan onbir ay "elhamdülillah müslümanız"dan öteye gidemeyen insanlardan bahsediyoruz.
  Zannetmeyin ki bir tek "Ramazan Müslümanlığı" var, bizde de paskalya hristiyanları var daha doğrusu genelleme yaparsak bayram imanlıları diyebiliriz. Ömrü boyunca kiliseye gelmez millet, tüm yıl boyunca her pazar kırk kişiyi geçmez ayine gelen kişi sayısı fakat paskalyada veya "İsa'nın doğuşu" yortusunda 200leri görürüz. İyi de neden? Sadece bayramda mı ibadet etmeniz gerektiğinden? Veya sadece bayramlarda mı dininiz aklınıza geldiğinden?
  Ben bu yazımda neleri demek istemedim bir açıklayalım. Ki tartışmaya açık bir kısım kalmasın. Gidin ibadetinizi edin demek istemedim veya gidin orucunuzu tutmayın da demek istemedim. Ya da ne bileyim kumar oynayıp zina yapıp oruç zamanı oruç tutmayın da demek istemedim. Bunların hepsini aklınızdan bir çıkarın. Demek istediğim şudur ki "olduğunuz gibi görünün". Sırf Ramazan'da oruç tutup kendinizi çok dindar biri gibi tanıtıp öyle konuşmalar yapmayın. Çünkü Ramazandan sonra tüm günahları işleyen beden de bu beden. Mütevazı olmayı bilin çünkü dışarıdan çok komik gözüküyorsunuz. Şunu demek çok mu zor "hatalarım oluyor ama en azından Ramazan ayında bu hatalardan vazgeçebiliyorum". Neden tutmayanları küçümseyip o bir ay dışında senin de onlardan farksız olduğunun farkına varmıyorsun. Kibirli olduğundan dolayı mı ? Unutmayın ki kibir şeytanın en sevdiği günahtır.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Farklı bir bakış ile irade'nin varlığı

  Ben hayat denen oyunda bir kukla olduğumu düşünüyorum. Peki siz bu oyunun neresindesiniz ? Sağlamcı mısınız risksever mi şanslı mı yoksa hiç bir boka sahip olamayan kısım mı?
  Madem Allah bizim gelecekte ne yapacağımızı ne zaman kiminle evleneceğimizi kaç yaşında öleceğimizi hangi işte çalışıp nasıl bir hayat süreceğimizi biliyor ise biz ne için çabalıyoruz. Allah bildiği için tüm bunları yaşamıyor muyuz zaten. Madem kendi irademiz var ; A yolunu seçeceğimi seneler (kim bilir belki de asırlar) öncesinden biliyor Allah, peki ben o seçimde B yolunu seçersem eğer o zaman ne olacak Allah yanılmış mı olacak. Haşa gibi lafları söylüyorsunuz sanırım duyabiliyorum. Yanlış anlaşılmasın ateist değilim kendi halinde bir Hristiyanım. Müslümana da Hristiyana da bu soruyu sorduğumda tatminkar bir cevap alamıyorum. B yolunu seçmem imkansız çünkü seçersem Allah yanılmış olur ki bu da imkansız. O zaman biz yazılanı oynuyoruz ne anlamı var ki. Seçim yapmak zorunda kaldığımızda aslında o seçim çoktan belliydi de sen (biz) kendimiz yapıyoruz sanıyoruz kendimiz seçiyoruz o yolu sanıyoruz.
  Dayımdan öğrendiğim bir şey vardı. Soruyordu bana ; - Allah herşeye kadir midir. Ben de tabii -evet diyordum cevap olarak. Sonra o bunun üstüne şu soruyu yönlendiriyordu - peki o zaman Allah kaldıramayacağı taşı yaratabilir mi? . Böyle bir paradoks oluşturuyordu bu soru. Kime isterseniz sorun net bir cevap alamayacaksınız çünkü adı üstünde ya paradoks. Verebiliyorsanız verin cevabı da ondan sonra sizinle bir konuşalım bu konuyu.

21 Ağustos 2011 Pazar

Günün Muhakemesi

  Bugün çok yorucu bir gündü, memleketimin fikirtepe 'sini keşfettim..Ve anladım ki buralar hiç bana göre yerler değil. Kimse bana oranın da Kadıköy olduğunu kabul ettiremez. Kadıköy bu değil çünkü...
  Ehliyet sınavı için çektiğimiz eziyete bak, öss sınavında bile bunu çekmemiştim ya. Ha tabii bunda çok saygıdeğer "şerefsiz" minibüs şöförünün de payı yok değil hani. Bana okula yakın yerden geçiyorum diyip Göztepe minibüsüne bindirdi ve beni indirdiği sıra sınava 45 dakika daha vardı. Fakat ben sınava son üç dakikada yetiştim.. Anlayın artık ne yol yürüttü o saygıdeğer "şerefsiz".
  Neyse bitti mi ? Bitmedi. Bir de sınav çıkışı hikayemiz var. Okula girerken etrafıma pek bakamamıştım yetişebilme telaşı ile fakat çıktığımda ne göreyim ? Haklısınız hiç bir şey göremedim araba geçmez taksi geçmez vesait hiç yok. Adamın tekine sordum "Kadıköye, vatanıma nasıl gidebilirim, hangi vesait var buralarda" diye. "Yok öyle bir vesait, E-5 e ineceksin" demez mi.. Tam 3 üst geçit saydım üstünden geçtiğim. Neyse zar zor buldum bir Kadıköy minibüsü atladım, derken tabii Kadıköyden kasıtlarının Haydarpaşa olduğu da aklımdan gitmişti. Oradan ver elini sen sağ ben selamet 13:30'da ancak kendimi Kadıköy çarşı içinde bulabildim.
  Kiminize göre ne var ki bunda dedirtecek bir yol ama benim için fazlaydı. Hala ayaklarım ağrıyor. Çok sevgili kardeşimin de gidişte şöförün bizi indirdiği yerde "yürüyelim nasılsa vaktimiz var daha. boşver taksiyi" demesini ise unutmayacağım. Ona da ayrı bir salladım anlayacağınız.
  Neyse bu kadar şeyi anlattıktan sonra bir de baktım rüyaymış diyip saçmasalak bir espri anlayışına sahip olmayı çok isterdim ama maalesef hepsi gerçek. Peki tüm bunlardan edindiğimiz ana fikir ne imiş ? Akılsız başın cezasını ayaklar çekermiş. Daha önce de dediğim gibi, kendini dindar olarak görenlerin "dinsiz" diye yargıladıkları kişiler benim için dua etsin, bari sınavdan geçelim de bir şeye değmiş olsun. Yoksa bu ayaklar bu akılsız baş ile daha çoook çekeceğe benziyor.

19 Ağustos 2011 Cuma

Geç kalmış olabilirim..İyi de bana ne ?

  Ugh ! selamlar tüm blog severlere. Aslında blog seven çok ama okuyan yazan yok. Ben de onlardan biriydim sonra kafama Newton'un elmalarından düştü sanırsam ki şimdi buradayım. Çok kişi blog takip etmez biliyorum okuyacak birileri varsa o da iki üç kişidir onun da farkındayım. O sebepten ötürü size çok usturuplu düzenli ve özen gösterilmiş bir blog sunmayacağım. Dört kişi için kendimi mi yırtacağım Allah aşkına ?
  Şimdi gelelim küfür meselesine..Bu blog'da kesinlikle rastlayacağınıza emin olun. Sanmayın ki sürekli bu ağızla yazacağım. Size ilk konuşmam olduğu için usturuplu yazmaya çalıştım. Can babanın da dediği gibi ;

Küfür, burjuvazinin ağzında bir lağım çukurudur.  Küfür, işçi sınıfının ağzında bir çiçektir


Ben bu mevzuda sanmayın ki işçi sınıfı oluyorum. Ben ne işçi sınıfıyım ne de burjuvaziyim. Dolayısıyla kimi zaman ettiğim küfür büyük bir sitem içerir, kimi zaman ise nefret.. Kısacası yazılarında sağı solu belli olmayan, sözlerinin kölesi biriyim ben.
  Kendi hakkımda üç beş söylenecek şeyler var ise onlar da bencilliğimin had safhada olup yay burcunun tüm özelliklerine sahip olmamdır. Dahası için beni takip edin...